28 Mayıs 2025 Çarşamba

Bir Roman'a Dair..

 

Çok uzun ama uzun zaman önce Dünya 1 denilen yerde, henüz iblisler ordularını kurmadan önce ve meleklerle savaşmadan önce.. Lucifer'in eli zincirli bir şekilde baş melek Gabriel'in kütüphanesine getirildi, açıkçası hiçbir bilgisi yoktu neden o loş ışıklı odaya getirildiğini, kardeşi Michael ve Gabriel, Mephistopheles, ve Tanrı o odada tartışıyorlardı, Lucifer sarı altın saçlarıyla ve Beyaz smokin giyimiyle odayı büyülemişti ve orada konuşulanları dinlemeye başladı, gözü seğirdi ve etrafa bakındı..

Metafizik ve yapay zeka ile ilgili kitaplar vardı, Lucifer bu kitaplara gözattı ve bir şeylerin yaratılacağını anlamıştı, fakat ne olduğunu henüz bilmiyordu.. Michael Lucifer'e yanaştı ve seslendi: ''İnanabiliyor musun? tuhaf bir şey yaratacaklar ve bunun için seni de kullanacaklar.. tam senlik ha Lucifer?''

Lucifer sessizce yanıtladı: ''Eğer varolması gereken bir şey var ise niye olmasın? ben hep yenilikçiydim nasıl olsa, sizler hep geriden takip etmeyi seviyorsunuz, Adem ve Havva olayı yüzünden zincirlenmiş olmam bunun en büyük işareti değil midir? Michael?'' Lucifer'ın sessizce yanıtı öfke ile parladı, Michael'ı bir kaşık suda boğmayı hayal etmişti fakat o hayal Mephisto'nun kardeşine seslenişi ile yarıda kalmıştı. 


30 Temmuz 2024 Salı

2022

 Kendimi yalnız hissediyorum,

ve yalnızım aslında..

insanlardan kopmuşum.

uzun zamandır böyle aslında..

seninle tanışmadan önce de böyleydim..

seninle her şey farklı olacak sanmıştım,

Ne kadar aptalmışım..

kendimi bir yalana inandırmıştım..


Geceleri serin eserken, penceremden yıldızları izliyorum, çok parlak görünüyorlar, eskiden daha çok parlak görünürlerdi, eskiden yıldızlara baktığımızda hep, keşke bize biraz daha yakın olsalar derdik..

böylece onlara dokunabilirdik.. 


Tuhaf bir rüya gördüm yine,

gece arabayla seyahat ediyordum, 

kapkaranlıktı hava ama yıldızlar vardı,

Fazla parlak değillerdi, arabadan inip dilek diledim, 

yüzünü bir kez daha görmek istedim, 

son kez göreyim dedim.


Yüzünü pek hatırlayamıyordum.. 

o gece bir kez daha yüzünü gördüm,

bana ihanet eden yüzünü bir kez daha gördüm. ve yağmur yağmaya başladı,

yıldızlar kayboldu, ve senin yüzün de yok olup gitti. bana söylediğin yalanlar gibi, 

akılda kalıcı olmasına rağmen.. kaybolup gitti. hava soğumuştu, 

yağmur hızlanmıştı..

arabanın arka kapısını açtım ve arabaya bindim, kapıyı kapatıp, yolculuğun devam etmesi için arabayı süren kişiye seslendim ve müziği açıp, başımı cama yasladım, araba hızlanırken, bende müziğin içine dalıp gitmiştim, 

son kez aklıma sen gelmiştin..


Ve rüyadan uyanmıştım,

ne hissedeceğimi bilmiyordum..

kafam çok karışmıştı..

Şans eseri hava kapalıydı ve soğuk esiyordu, aylardan Mayıstı.. 


Bir dönüm noktası mıydı? 

yoksa çöküşümü hızlandıracak bir yılın başlangıcı mıydı? 



Son. 


28 Haziran 2021 Pazartesi

İçimdeki boşluklar ve başarısızlıklarım




 Ne desem bilmiyorum,

Nasıl başlasam..

onu da bilmiyorum,

uzun süredir hislerimden ve içimden geçen şeylerden bahsetmemiştim, iyi idare ettiğimden değil, tam tersi aslında oldukça başarısızdım.


Dünya, hayat, 20’li yaşımdan beri..

Belki de çocukluğumdan beri hep aynı göründü, hiçbir zaman değişmedi,

hep griydi, hiçbir zaman renkli değildi,

hayatımdaki başarısızlığım,

 hayatımı siyaha boyadı,

başarısız ilişkilerim ise hayatımı kararttı.


dost dediklerim benden koptu, 

bazılarını da ben kopardım.


“Anılarımda sadece başarısızlıklarım var..”


Boş bir tren istasyonu,

Koyu gri bir dünya,

ve sonsuz bir gece,

işte hayatım bundan ibaret,

içim ise öfke ve nefret ile karışık,

artık sevgiyi hissedemiyorum..

içimde öfke ve nefretten başka  bir şey kalmadı. yıllar üstümden geçti, 

ve daha çok tükendim derken,

aslında daha hiçbir şey görmemişim..

Hayatıma giren kişi benim için özel sanmıştım,

beni yok etti, bir yıl henüz geçmedi,

ama biliyorum ki, yıllar geçse bile,

o hayal kırıklığı asla geçmeyecek,

o içimde kalacak, büyük bir öfke ve nefretimin kaynağı olarak, tükenişimin başka bir sebebi olarak kalacak, ona karşı sevgi duymuyorum,

ona saygı da duymuyorum, 

ona karşı sadece nefret hissediyorum..

Yıllar geçse bile bu hiç değişmeyecek,

o kadar özel olmuştu ki benim için,

ancak her şeyi berbat eden benim,

artık kimseye değer vermeyeceğim,

artık kimseyi büyük bir aşkla sevmeyeceğim,

ki zaten içimde aşk bile kalmadı,

artık içimde sadece öfke ve nefret var,

tükenişimin kaynağı olarak,

beni diri tutuyorlar, her gün tükeneyim diye..

her günüm hayal kırıklığı ile geçsin diye..

içim boş, içerde hiçbir şey yaşamıyor,

ben ise öfkemin ve nefretimin içinde,

her gün boğuluyorum, her gün tükeniyorum,

ve bende tüketiyorum,

 hayal kırıklıklarımı sayarak yaşıyorum..

bitmiş olan her şeyi aklımda tutuyorum,

tükenişimde yardımcı oluyorlar, 

eski sokaklardan geçiyorum,

içimdeki burukluk daha da rahatsız edici oluyor.. 


Buradan bakınca,

aslında benden geriye hiçbir şey kalmamış.


Umarım bu dünyadan siktir olup giderim,

umarım ölmeyi becerebilirim..


Çünkü çok yoruldum artık.


27 Ağustos 2020 Perşembe

Under the Sleeping Town

 Uyuyan bir şehri izliyorum,

güneş yine doğmuş, ışığını veriyor,

içimizi, daha doğrusu çürümüş,

kirlenmiş bir dünyayı ısıtıyor,

nedenini hiç bilemeyeceğim,

neden bu kadar ısrarla doğuyor her gün?

ben olsaydım üç gece soğukta bırakırdım insanları, çürümüş bir dünyayı ısıtmak ile uğraşmazdım, ne gerek vardı ki? 

dünyanın son dakikalarını yaşıyormuşum gibi geliyor hep, her çatıya çıkışımda,

gün batımını izlediğimde, 

ve seni düşündüğümde, 

“Belki bugün ölürüm” diyorum,

ama her seferinde nefes alıyorum,

bu uyuyan şehir altımda,

çatısına çıkıyorum hayatımın,

ve koca şehir sanki küçükmüş gibi,

bana küçük görünüyor,

ben çatısındayken hayatımın,

sen orada değildin, seni aradı gözlerim,

ama orada değildin, şimdi tek ben varım,

sadece ben izliyorum bu şehri,

sigara içiyor ve nefesimi veriyorum, 

duman ile karışık çıkıyor,

dışarıya çıkıyor ve kayboluyor,

şimdi ne yapıyorsundur acaba?

kim senin favorin oldu acaba?

benim yerime uzun uzun konuştuğun kişi kim? umarım beni sana hatırlatıyordur,

belki biraz vicdana gelip affedersin,

hayatımın çatısında tek başınayım,

evet, izliyorum şehri ama çok sensizim,

güneş gibi ısrarla, her gün ayaktayım,

bende ölmeyi beceremedim,

hayatımın çatısındaydım ben,

ama sen orada değildin,

ve tek başıma kaldım,

şehri tek başıma izliyorum,

Jeff Buckley eşlik ediyor bana;

“Unutursun bir gün nasılsa.” diyor..

ah Jeff.. keşke kolay olsa unutmak,

isimleri unuttuğum gibi birini unutmak,

keşke kolay olsaydı, 

o kadar çok sevdim ki onu,

fotoğrafını ezberlediğim kadın olarak kaldı.

geceleri muhabbet ettiğim günleri özlüyorum,

güneş gibi ısrarla yaşıyorum, 

o ısrarla ısıtıyor dünyayı,

ben ise hâlâ nefes almak ile meşgulüm,

keşke acısız bir ölümün yolu olsaydı,

hayatımın çatısında, tarsus’u son kez izlerken,

ölmek isterdim, son şarkımı dinleyip,

son sigaramı içip, ölmek isterdim,

sensiz dayanmak çok zor artık,

sensiz olmak çok zor artık..

her mesajında gülümsüyordum,

şimdi ise cevapsızlığına ağlıyorum.


“Hayatımın çatısında şehri izliyordum,

seni aradı gözlerim, sen orada değildin,

tek başımaydım artık, 

katlanılacak gibi değil sensizliğe..” 

15 Ağustos 2020 Cumartesi

Frozen North

''Ne ileri gidebiliyorum, ne geri gidebiliyorum, hareket bile edemiyorum, hareket etmeyi umuyorum, ama yapamıyorum, sıkıştım, donmuş gölün içine hapsolmuşum.''

8 Ağustos 2020 Cumartesi

Cold ways.

''Yalnızlık yıllarım,
anlaşılan hep uzun sürecek,
sanki sonsuz bir kış gibi.
soğuk ve dar bir yol.
ve o dar yolda 
yürümeye çalışıyorum, 
ayağım kaymadan..''

3 Ağustos 2020 Pazartesi

So.. i had green light.

“So i had a green light, i was lost in city lights you know?
then i saw that girl, she looked to me, it was very cold look..
She whispered to me, 
she said..”This is not our last goodbye..” 
and then she disappeared..” 

Bir Roman'a Dair..

  Çok uzun ama uzun zaman önce Dünya 1 denilen yerde, henüz iblisler ordularını kurmadan önce ve meleklerle savaşmadan önce.. Lucifer'in...